
KARANLIĞA,UMUDA VE KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZİN ANISINA
İki satır yazmak gelmiyor içimden şu son günlerde. Elim tuşlara uzanmıyor bir türlü. Kanadı kırılmış kuşlar gibiyim. Dost ziyaretlerim aksadı bu yüzden. Her ne yana baksam acılar var etrafımda, her ne yana baksam hüzün, gözyaşı. Bazı günler ne zor geçiyor tanrım, ne zor geçiyor… Böylesine yoğunken duygular gönlümüzde, baharlar gelmesi, çiçekler açması gerekirken sayfamızda; acı, hüzün, gözyaşı ve kan kaplamış, sevda yangınlarıyla harlanan yüreğimizi. Matematiksel doğrulara güvenimizin kaybolması ise tuzu biberi oldu her şeyin.
Gönüller sevdanın dudaklarından dökülecek ve evrene yön verecek bir cümleyi beklerken, acının, gözyaşının ve kanın mutlu geçmesi gereken günlerimizin üstüne bir kabus gibi çökeceğini nereden bilebilirdik ki. Yarınımızın nelere gebe olduğunu öngöremediğimiz zamanlar yaşıyor toplum. Okuyan, düşünen, sorgulayan insanımız, mehmetçiklerimiz ve ülkemiz çok zor günler yaşıyor son günlerde.
Daha birkaç gün önce okuyan, düşünen, sorgulayan aydın insanlarımızdan iki dostumuzu kaybettik aynı günde. Birinin cenaze namazını kılmak üzereyken öğle vaktinde, ikincisinin ikindiye defnedileceğini haber verdiler daha camideyken. Elbette üzüntümüz sonsuzdu. Ama neylersin ki ateş düştüğü yeri yakıyor her seferinde. Ya onlara duydukları güven sebebiyle, sanki hiç ölmiyeceklermiş gibi, dünya durdukça var olacaklarmış gibi, belki de yaşamlarını onların varlığına bağlamış kaç kişinin daha yüreği yandı hiç düşündünüz mü?
Bunların yarası henüz kabuk bağlamamışken bedenimizde, ardı ardına şehit cenazeleri gelmeye başladı eski vatan topraklarımızdan. Ateş düştüğü yeri yakmıyor her zaman.
Bu defa hepimizin yüreği bir başka yanmaya başladı. Gözyaşlarımız bir başka aktı yüreğimize, şehit analarını, babalarını, eşlerini çocuklarını gördükçe. Vatan sağ olsun diyordu, eşinin asker elbisesini giymiş bir şehit eşi ve asker selamı veriyordu, ağlamadan, şehidinin tabutuna. Ne çok yandı yüreğimiz ne çok……
Heyyy ….. Osmanlı heyyyy…. Sınırları viyana kapılarına dayanan Osmanlı, dört kıta ve yedi iklime sahip olan Osmanlı……
Batı daha 16. yy da ( 1750 li yıllarda) endüstri devrimini başlatırken sen neyin hesabını yapıyordun bilmem ki? Bu tarihten 125 yıl sonra din ekseninde yönettiği devletinde baş kadınları, ikballeri ve gözdeleri olmak üzere tam 18 kadına kocalık yapan, bunlardan 21 tane çocuğu olan bir padişah neyin hesabını yapar dersiniz. Kadınlarımızı, gencecik kızlarımızı kara çarşafa sokmak ve erkeğin kölesi yapmak isteyenlerle farkı ne padişahın. Şehit kanlarıyla sulanmış bu topraklar bölünmesin diye sıra sıra şehit cenazeleri dizilirken gözlerimizin önüne, Laik Cumhuriyete ve onun kurucusu Mustafa kemal’e sıkılan kurşun niye?
Heyyy gençler…..
Okudunuz mu yakın tarihimizi, kurtuluş savaşını, Çanakkale destanını biliyor musunuz, Bir kez daha okudunuz mu Atatürk’ün gençliğe hitabını? Nutuk denen 465 sayfalık Türkiye Cumhuriyeti’nin adım adım zaferini okudunuz mu? Öyleyse niye dönüyorsunuz sırtınızı Ata’nıza. Düşman çizmesinden bu ülkeyi kurtarıp siz gençlere emanet etti diye mi kızgınlığınız? Kulu kölesi mi olmak isterdiniz kovboyun, dimitri'nin, hans’ın, henry’nin. AB müktesabatına uyum diye,devlet dairelerinden Ata’mızın resminin indirilmesine tepki vereniniz var mı içinizde?
Nasıl ayakta duracağız, kime güveneceğiz bundan böyle Tanrım….. Üstelik matematik ilmi bile çökmüşken. Hani matematikte her problemin bir çözümü vardı. Hani matematik bir doğrulatma ilmiydi. Hepsi koca bir yalan… Yalan…. Yalannnnnnnnnnnnnnnnnnnn…
Bir meslektaşım yurt dışından gelirken hastalarına uygun fiyata vermek için şeker ölçme cihazı ve tansiyon aleti getirmiş,daha güvende olsunlar diye.Birkaç tane de bana bıraktı istersen sende hastalarına verirsin dedi. İşte şu şu kadar,bu bu kadar fiyatlarını söyledi. Özel bir işim sebebiyle tıp merkezinden ayrılırken bende bir hemşireye emanet ettim aletleri ve fiyatlarını hiç değiştirmeden hemşireye söyledim. İsteyen olursa bu fiyatlardan verirsin dedim. Neyse,Bir tansiyon hastası gelmiş,aynı apartmanda oturan iki arkadaşıyla. Üçü ortak almaya karar vermişler tansiyon aletini. Bizim hemşire 30 YTL ye satmış tansiyon aletini. 10 YTL kişi başı para verip almışlar aleti. Gelir gelmez hemşire tansiyon aletini 30 YTL ye sattığını söyledi. Oysa aletin değeri 25 YTL idi. Ne yapabiliriz diye düşündüm. Hemşire hastaları tanıdığını söyledi. O zaman 5 YTL lerini geri verelim adamların dedim. Baktım cebimde 2 YTL bozuk para var. Vezne de de yokmuş. Sonra aklıma kasamdaki uğur paralarım geldi. Hiç para almak istemediğim bir kafa dengi teyze, öyleyse sana uğur parası vereyim dedi. Bu aşk için, bu sevgi için, bu mutluluk için diye 3 YTL para verdi. O da biliyordu benim,parayı önemsemeyip diğer nosyonlara büyük değer verdiğimi. Velhasıl bu üç YTL ile parayı tamamlayıp hemşireye, adamlara iletmesi için 5 YTL verdim. Bir çay bahçesinde adamları beklerken sen tut adamların 2 YTL sini çay simit derken yemiş hemşire. Gelen adamlara da doğrusunu söylemiş ve birer YTL vermiş geri. Şimdi aldımı beni bir merak. Öyleyse siz dostlarıma da sorayım,belki bana yardımcı olursunuz.
Adamlar 30 YTL vermişlerdi. Birer YTL hemşire iade etti.Adamlar aleti 9 ar YTL ye almış oldular. 3x9= 27 YTL eder. 2 YTL de hemşire harcadı.
27+2= 29 YTL eder
Anladık da bu 1 YTL nereye gitti sevgili dostlarım, bir bileniniz, bir göreniniz var mı?
Kimbilir o da mutluluk muydu? Sevgi miydi? Aşk mıydı?
Doğrulatma ilmi çökmüş olabilir, ama umutlarımız var.
HAYDİ UMUTLARINIZI TAZELEYİNNNNNNNNNNNNNNN
|
2008-03-05 09:48:37 - MERHABA
yazılarınızı okudum içim burkulan oldu gülümsediğim...ah hayat bıkmadı bizi her gün boyamaktan....karnımız ağırmadan bir şey olmuyor ağlamadan sızlanmadan
güneş açmıyor...
müzikte iyi seçim...zevkli insan
saygılarımla
ninni şiirini isterim müsait zamanınızda